2 ay sonra tekrar yazabiliyorum. Bu dönemde yazma şanslarım oldu ama tercihimi hep başka şeylerden yana (mesela uyumak, dizi izlemek vs.) kullandım. Yazmamış olmam, yazacak konu olmamasından değil, biraz tembellikten biraz da hayatın akışından. Yazmadım ama okudum, okudum ama çok nadir yorum yaptım.
Bu 2 ay hiç de süt liman geçmedi. Bir dönem –bence- bunalımın eşiğinden döndüm. Gayet ciddi ve mutsuz konuları irdeledim kafamda. Düşüncelerimi hayata geçirsem sonuçları ne olur, ne kazanırım ne kayberim diye epey bir kafa patlattım ama tabii ki hiçbirini yapmadım, değil yapmak kendi kendime bile dillendirmedim. Sanki bir film senaryosu ya da kitap yazar gibi kafamda kurguladım, kurguladım durdum. Ve bir kenara attım. Genelde de çok sıkıldığımda olan şey budur. Kafamda kurgular, kavgalar eder, diyaloglar yazar dururum. Bir süre sonra da sıkıldığımdan mı, yoksa bu yaptıgımda bir çeşit terapi oldugundan mı bilmem, bir kenara atılır tüm bu sıkıntılar. Tabii dönem dönem hortlamak üzere... Şu anda kenardalar, hortlamak üzere bekliyorlar.
Genel olarak, ruh hissiyatım “yalnız” olduğum şeklinde. İçim çok sıkıldığında daraldığında geliyor bu his. Bir süre de gitmiyor. Ortaokuldan beri arkadaş olduğum ve her sırrımı bilen tek kişi olan dostum bile uzak geliyor bu dönemlerde.
Sanırım tüm bunların sebebi de, gerçek anlamda kendime istediğim gibi ve istediğim şekilde kendime vakit ayıramamam.
Bu vakitsizlik durumuna Gülde Işık’ın artık benim için kabusa dönen uyuyamama durumları da tuz biber oluyor. Bu konuda profesyonel yardım almaya karar verdik, benim iteklememle. En son bugün doktorumuza anlattım, uykuya dalma süremizin 45-60 dakikaları bulduğunu, o da profesyonel yardım önerdi ki, O önermese ben talep edecektim. Belki de bu yardıma G.I dan çok benim ihtiyacım var.
Tüm gün çalıştıktan sonra, eve gelip gece 23.00 gibi de uyumakta direnen biriyle uğraşmak gerçekten çok yıpratıcı oluyor.
Geriye baktığımda, G.I ile geçirdiğimiz yaklaşık 2 yıllık sürede en çok ne de hata yaptım diye; bulduğum önemli 2 konu var.
1.si G.I çok kusan bebek diye neredeyse püreye yakın şekilde beslemekten çiğneme tembeli yaptım/k. Aslında o dönemde “aman kusmasın, büyümesi yavaşlamasın” dediklerinde dinlemeyip, iri parçalı olarak devam etseydim belki de 1 ay büyüme eğrisi düşerdi ama bugün çiğneme konusunda, O da biz de daha rahat olurduk diye düşünüyorum.
Her ne kadar çok çok mecbur olmadıkça (tavuklu yemekler hariç) mikser, blendır gibi aletleri ben kullanmadım. Ama çevrem bir şekilde kullandı ve ne kadar anlattıysam da bu duruma engel olamadım. Lapacı olmadı ama çiğneme ve sonrasında yutma konusunda o kadar yavaş ve isteksiz ki, benim de geri adım atmama sebep oluyor bu durum.
Tek tesellim biraz daha büyüdüğünde bu konuyu kendi halledeceğine olan inancım. Umarım yanılmam!
2.si ise uyku konusu. Bu konuda nerede, nasıl bir hata yaptım, ne atladım hiç bilmiyorum. Tek tahminim bizi en çok yoldan saptıran ilk 2,5 aylık dönemdeki gece 23.00 sabah 04.00 arası süren gaz sancılarımız ve bitmeyen ağlamamızdı. Evde nöbetleşe baktık o dönemde eşimle. Gece 22.00 – sabah 02.00 arası eşim uyuyordu; 02.00 – 04.00 arasında da nöbete kalkıyordu. Zaten tüm bu süreç sonunda da G.I. uyumaktan çok ağlamaktan bitap düşmüş oluyordu.
Şimdilerde ise, evde hem anne hem baba varsa, uyumamak için her türlü yolu deniyor; yatakta zıplamak, bizim yatakta uyumak gibi bir adedi olmamasına rağmen yataklar arası dolanmak, yatağına tüm bebekleri toplamak, hiç birine gücü kalmamamışsa yattığı yerde gözler kapalı konuşmak. Sonuçta hedef uyumamak!
Tüm bu süreçte, 1tanede dünyalar güzeli Aylin’imiz oldu. Şimdi sabırla bekleyip, G.I ile oynamalarını ve bu sırada eğlenmeyi bekliyoruz ailecek.
Bu arada hastanede fark ettim, 2. çocuğum olsa ne rahat ederdim diye.
Bilmek ile bilmemek arasındaki uçurumu da bir kere daha yaşamış oldum. Belki bilmemek bir yere kadar kötü ama en kötüsü bilmediğini bilmemek ve de kendini biliyorum sanmak..
Şimdilik bu kadar olsun... uyku zamanı! :))