Çığlık - Munch
Nedeni bende saklı, canım sıkıldı, moralim bozuldu bu akşam...
Okuduğum 3-5 satır, okumadığım ve okumayı reddettiğim binlerce satırla beraber üzerime çöktü, ben altında kaldım satırların... Kendimi hem yerine koydum hem de koymayı reddettim kafamda... Okuduklarım ağır geldi bana herkes gibi... Kısa sürede çok şey sorguladım ama cevabını bulamadım ve biliyorum ki başa gelmeden anlamak, anlamış gibi konuşmak çok ama çok manasız... Allah kimseye vermesin... altından kalkılır mı bilemem... Ben kendimi hayal bile edemiyorum...
Tüm bu duygularımla yüzüme vermek istediğim, isteyeceğim ifade Munch'un Çığlık tablosunda gizli... Gerçi tablodaki adamla durumum farklı ama bende bu yüz ifadesi çığlıktan çok; üzüntüden, sıkıntıdan yola akan surat hissi uyandırdığı için ruhum ile uyuştu...
Tüm bunların üstüne, kısa hayatımızı kendimize dar eden gene kendimiz miyiz diye de sordum.. Cevabı ise bir sürü belirsizlik oldu...
Bazı zamanlarda düşünüyorum, neden büyük şehirde yaşayıp, sürekli eksik kalma, yetememe, yetişememe duyguları ile doluyoruz diye.. Bugüne kadar yaşadığım hayatta param yetse vaktim yetmedi, vaktim yetse güzüm yetmedi, gücüm yetse kariyerim yetmedi... Hep bir engel hep bir bahanem oldu... Acaba, gerçekten ve gerçekten pılıyı pırtıyı toplayıp gitsek şöyle sakin, dingin yeşil bir yere.. Yaşayamaz mıyız ki?
Evet, böyle düşündüğüm zamanlarda ben de kendime diyorum "internetin, televizyonun ve bir sürü teknoloji çağı bağımlılıkların olmadan nasıl yaşarsın" diye ama sonra da düşününce buradaki hayatımda haftanın kaç saatini nette, kaç saatini TV izlemede ve kaç saatini gazete okuyup sinirimi bozmakta harcıyorum ki... İş saatleri dışında gunde hepsini toplasam ortalamada 1,5 saati ancak yakalarım herhalde... Madem hayatımda bu kadar az yer tutuyorlar, bu bağlılık niye? Aylardır sinema kapısından mı girdim? Yo.. İzlediğim filmlerin hepsi DVD'den...
Peki her haftasonu alışveriş mi yapıyorum gönlümce de, güncel modayı dakikası dakikasına yakalayamamaktan korkuyorum... o da hayır! Bu sezonda kendime 10 parça aldım herhalde, hiçbiri de keyfi değil...
Ya geçinmek nasıl olacak diyorum.. E az bir tarla alsak, eksek... Sonrasında da ne organik mi kaygısı ne de o-bu çiftlikten kavgası.. Ne ektiğim belli, ne yediğim belli... Ne eksik ne fazla.. Sadece bize kadar... Sebze meyveyi dalında koparıp, eteğe silmece sonra hop mideye indirmece yapsak.. süper olmaz mı?
En mühimi Gülde Işık'ın eğitimi ne olacak diye bir korku kopuyor içimden ve kartopu gibi yuvarlana yuvarlana büyüyerek geliyor üstüme... Aslında yok mu Anadoludan da çıkan binlerce başarılı çocuk? Vaar! Hem de alası var.. E biz de az-çok biliyoruz. Beceremez miyiz, iyi bir lisan öğretmeyi, üniversitede okumasını... İllaki, iyi olmak için okul etiketi mi şart?
Sabah horoz sesi ile uyansak, güneşi selamlasak, gerçek gerçek mis gibi bir havayı soluyarak güne başlasak fena mı olur? Ama gerçek temiz havadan bahsediyorum.. şöyle kocaman bir "oh" dediğinde sabah serinliği ile seni uyandıran, oksijen bolluğu ile ciğerlerini yakan... Aynı babanemin evinin önündeki küçük terasta soluduğum yaz-kış sabah serini Trakya havası gibi...
Tüm gün yapacak işimiz olsa, dağ bayırda çayırda... Koşmadan, sıkılmadan, daralmadan... Akşama mutlu bir yorgunluk yaşasak; sinir stresin yarattığı baş ağrısı ya da mide yanması yerine... iyi olmaz mı?
Herşey iyiyse, bizi burada tutan, ayağımıza vurulmuş görünmez prangalar neler? Eş, dost akraba hiç değil, dip dibe oturupta aylarla görüşemediklerim var dolusu ile...
Gerçekten ama ne?
Benden, bizden ve kendimize gereksiz yere yüklediğimiz gerçek olmayan ama gerçekmiş gibi yapıştığımız korkulardan başka?



2 kişi paylaştı:
süper bir yazı. hepimizin hissettikleri bazen bu ama olmuyo gerçekten. neden?? bende bulamıyorum
Eh Begümcüm biz çıktık işte Anadolu'dan fena mı olmuş sence? Geri geri de döndük geldik Anadolu'ya.. Bekleriz, buyrun gelin, beraber büyürüz okuruz.. yaşar gideriz :) Olmadı gezmeye gelin :))
Yorum Gönder