Faranjit...
Cuma akşamından pazartesi sabahına kadar gene hastalıkla uğraştık. Bu sefer baba-kız yataktalardı.
Yıl sonu, erken yakaladığımız ama kabus gibi üzerimize çökmüş olan ve uzun sürede sırtımızın kamburu kalacak olan "zatürre" nedeni ile, sabah 9.00da doktorumuzu arayıp, gene araya sıkıştırılmış bir randevu ile karşısına dikildik. Bu yıl sonu süprizinden sonra ne zaman Gülde öksürse ya da tıksırsa, soluğu doktorda alıyoruz zaten. Bu sefer de şiddetli "faranjit" olmuş Gülde. Faranjitler şişince de öksürük sesi korkunç bir boru sesi ile beraber çıkıyor. 3-5 saatte bir insanın bu kadar şiddetli öksürür hale nasıl geldiğini ilk anda kavrayamıyorsun doğal olarak. Sağlam yatan çocuk, 1 saat sonra nasıl böyle bir öksürükle uyanır ki diyorsun kendine.
Faranjitin tek tedavisi "buhar"; ve şişen faranjitlerin rahatlaması için soğuk havanın ağız yolu ile solunması (bir daha başımıza gelirse kışın sıkıca giydirip açık havaya, yazında buzdolabının önüne gidilecek).
Buhar tedavisini, makine yolu ile serum fizyolojiğin buhar hale gelmesi ve bunun solunması ile yapılıyor. Ev tipi nebülatör aldık bunun için. Gayet yararlı bir alet. Güldeye de bunu eğlenceli bir şekilde anlatınca 3. uygulamadan sonra kendi tuttu maskesini uygulama sırasında.. Bu buhar çok ciddi şekilde tıkalı burun açıyor. İlk uygulamadan sonra musluk gibi açıldı burnu...
Bu buhar olayında da bir kere daha yaşayarak öğrendim ki, birbirimize yaptığımız en kötülüklerden biri de "korku yüklemek". Eğer, ben karşıma alıp, onun mantığına ve algısına uygun bir şekilde bu buhar tedavisini anlatmasam, hayatta başaramazdık o maskeyi suratına dayamayı. Maske dediğim, solunum desteği verenlere de takılan bildiğiniz maske.. bizim ki sadece çocuk boyu...
Sürekli hastalık durumuna gelince; doktorumuz Mart ayı da böyle geçer dedi... Of ya! Bir ay daha demek, 15 günlük periyottan 2 kere daha hastalık demek ama artık yetse.. Tükendik ailecek.. Çeşit çeşit, boy boy, renk renk ilaçlarımız oldu, hepsini atasım geliyor...
----------------------------------------------
Bu aralar çok okuyasım, bol yazasım var... Ama kendime okuyacak birşey bulamıyorum bu bollukta. Ne komik değil mi?! Neye saldırsam bilemiyorum, bu nedenle de oturup boşluğa bakıyorum, okumak yerine...
Bir içimde kıpırdanan yeni girişimlerim, gelişim isteklerim var ama başlangıç noktasını bulamadım henüz... Bekliyorum, onlar beni bulsun diye... :))
Dip not: Gülde de benim gibi her türlü -jit-li hastalığı geçirdiği bir kış yaşadı bu sene...


0 kişi paylaştı:
Yorum Gönder